İstanbul Müzakereleri’nde konuşan Vakıf Başkanımız Turgay Aldemir, Suriye’nin yeniden inşasını bir medeniyet sorumluluğu olarak tanımlayarak "Sadece binaları değil umudu, adaleti ve Suriye’nin yarınlarını inşa ediyoruz" dedi.
İstanbul’da faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşu temsilcileri, kanaat önderleri, akademisyenler ve medya mensupları, 27 Mart 2026 tarihinde ÖNDER Genel Merkez binasında düzenlenen "İstanbul Müzakereleri" toplantısında bir araya geldi. Sinan Özyurt’un moderatörlüğünde gerçekleştirilen ve Rıdvan Kaya ile Kazım Sağlam’ın müzakereleriyle katkı sunduğu buluşmanın onur konuğu, Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir oldu. Aldemir, Suriye devriminin dünü ve bugününe ışık tutarken sivil toplum kuruluşlarının Suriye'nin geleceğindeki rolüne dair tarihi uyarılarda ve vizyoner açıklamalarda bulundu.
ÇEŞİTLİLİĞİ, AYRIŞTIRMA APARATI OLARAK KULLANDILAR
Turgay Aldemir konuşmasına, Suriye'nin tarihsel ve stratejik önemine değinerek başladı. "Suriye, sadece Ortadoğu’nun bir devleti değil Akdeniz’in bereketi, Anadolu’nun emniyeti ve Mezopotamya’nın kadim bilgisinin birleştiği bir düğüm noktasıdır" ifadelerini kullanan Aldemir, Baas rejiminin bu muazzam etnik ve dini çeşitliliği bir "yönetme ve ayrıştırma aparatına" dönüştürerek toplumsal barışı zedelediğini belirtti. 2011 yılında Dera’da başlayan sürecin, halkın onur ve varoluş mücadelesine dönüştüğünü belirten Aldemir, rejimin bu taleplere sistematik katliamlarla yanıt verdiğini ve Suriye halkının bu uğurda yaklaşık 1 milyon şehit verdiğini hatırlattı.
ENSAR OLMAK KADİM BORCUMUZDUR
Sürecin kısa sürede küresel güçlerin yeni silahlarını denedikleri bir laboratuvara dönüştüğünü belirten Aldemir, İran ve Rusya'nın rejime verdiği desteği bir "halk tasfiyesi" olarak nitelendirdi. Türkiye'nin bu süreçteki duruşuna özel bir parantez açan Aldemir, meseleye rakamlarla veya tel örgülerle bakmadıklarını vurgulayarak şunları kaydetti: "Bizim için 'Ensar' olmak bir lütuf değil kadim bir borcun, bin yıllık kardeşlik hukukunun ifasıdır. Bugün ülkemizde misafir ettiğimiz 4 milyon kardeşimiz, sadece birer sığınmacı değil bize tarihin, coğrafyanın ve inancımızın emanetidir. Türkiye, küresel vicdanın sustuğu yerde, insanlığın onurunu tek başına omuzlamıştır". Türkiye’nin "Açık Kapı Politikası" ile milyonlarca sığınmacıya ev sahipliği yapmasının sadece bir göç yönetimi olmadığını, "insan bozumu"na karşı duran muazzam bir "insan ihyası" hareketi olduğunu söyledi. Ayrıca Türkiye'nin gerçekleştirdiği sınır ötesi harekatların asıl hedefinin, sivil halka nefes borusu açmak ve güvenli geri dönüş imkanı oluşturmak olduğunu vurguladı.
STK’NIN GÖREVİ ZİHİNLERİ İHYA ETMEK
Bülbülzade Vakfı ve BEKAM gibi kurumların bölgedeki çalışmalarına dikkat çeken Aldemir, sivil toplumun sahadaki sorumluluğunu şu çarpıcı sözlerle özetledi: "Bir şehri imar edebilirsiniz, yıkılan binaları yeniden dikebilirsiniz ancak zihinleri ve gönülleri ihya etmezseniz, o taş yığınları bir medeniyet kurmaya yetmez. Suriye’deki krizin en acı bilançosu, istatistiklere sığmayan "kayıp nesiller" tehlikesidir. Bülbülzade Vakfı ve BEKAM olarak bizler, bu tehlikeye karşı akademik bir titizlik ve sivil bir heyecanla barikat kurduk. Eğitim faaliyetlerimizi sadece müfredat aktarımı olarak değil, bir "kimlik ve aidiyet" inşası olarak gördük. Güvenli bölgede ve Türkiye’de yürüttüğümüz projelerle on binlerce çocuğun kalem tutan ellerinin silah tutmasına engel olduk. BEKAM tarafından hazırlanan "Sosyal Uyum" kitapları ve müfredat çalışmaları, iki halkın kadim kardeşliğini modern sosyolojinin diliyle yeniden yorumlamıştır. Bu çalışmalar, sadece bugünü kurtarma çabası değil yarın Suriye’yi yeniden kuracak olan mühendislerin, doktorların ve öğretmenlerin entelektüel altyapısını hazırlama girişimiydi". STK'ların eğitim ve kültür faaliyetleriyle "kayıp nesiller" tehlikesine barikat kurduğunu belirten Aldemir, Bülbülzade Vakfı’nın öncülüğünde Azez, El-Bab, Cerablus, Afrin’de açılan Anadolu Kültür Merkezlerinin önemine değinerek "Biz orada sadece bir vakıf şubesi açmıyoruz, bin yıllık bir medeniyet köprüsünün ayaklarını yeniden sağlamlaştırıyoruz" dedi.
YENİ SURİYE İÇİN KALKINMA ÇAĞRISI
8 Aralık 2024 tarihini Suriye halkı için 60 yıllık karanlığın yırtıldığı bir dönüm noktası olarak tanımlayan Aldemir, Baas rejiminin çöküşünün ardından başlayan yeni döneme dair vizyonu STK temsilcileriyle paylaştı. Aldemir, yeni Suriye'nin inşası için öngörülen yol haritasını şu sözlerle aktardı: "Artık "acil yardım" parantezini kapatıp "sürdürülebilir kalkınma" sayfasına geçmek zorundayız. Sadece ekmek ulaştırmak yetmez; o ekmeği üretecek fırını, o fırını çalıştıracak enerjiyi ve o enerji sistemini kuracak mühendisi yetiştirecek üniversiteleri inşa etmeliyiz. Yeniden imar süreci için gereken kaynağın 600 milyar doları aştığı gerçeği, STK'ların omuzlarındaki yükün büyüklüğü göz ardı edilmemelidir. Uluslararası sivil toplum, Suriye’deki sivil kurumların güçlendirilmesi ve adalet mekanizmalarının inşasında sorumluluk almalıdır. İnsanlar sadece bir eve değil bir geleceğe dönmek istiyorlar. Bu geleceği inşa etmek için akademiyle sivil toplumu, bürokrasiyle halkı birleştiren yeni bir "şantiye" kurmalıyız. Bülbülzade Vakfı olarak hazırladığımız stratejik planlar ve sahada kazandığımız tecrübe emrinizdedir."
Aldemir, konuşmasını ulusal ve uluslararası tüm sivil toplum kuruluşlarına yaptığı tarihi davetle tamamladı: "Gelin, Suriye’yi sadece fiziken değil ruhen ve zihnen de hep birlikte ayağa kaldıralım!".
Turgay Aldemir'in yaptığı konuşmanın tamamı için tıklayınız.





